En Son Tweetler:

bir rüya daha

dün gece, sırf seni daha çabuk görebilmek için uyumaya zorladım kendimi. hep seni düşündüm, gözyaşlarımı sildim ve düşündüm. bana ne dedim, bana ne başkasından. ben sadece seni istiyorumki hayatımda. çok mu şey istiyorumki? bir çocuğun masumluğuyla seviyorum seni, biliyorsun. bir çocuk kadar masum, bir anne kadar içten, bir baba kadar koruyucu, bir abi kadar kıskanç. çok değil dimi? çok şey istemediğimi biliyorum. ve birgün isteğimin yerine geleceğini de biliyorum, rüyalarımın gerçekleşeceğini, hayallerimin, dualarımın gerçekleşeceğini. senin başrol oyuncusu olduğun bir ailem olacağını.

dün gece bir rüya gördüm ve her zaman olduğu gibi yine sen vardın. hani doğumgünüm için istanbula geleceğini söylemiştin ya. geliyordun, geliyordun ve doğumgünü hediyesi olarak aramızda hiçbir engel kalmadığını ve bundan sonra hayatının geri kalanını benimle geçirmek istediğini söylüyordun. biliyor musun, hayatımda aldığım en güzel doğumgünü hediyesi olarak seni kabul ediyorum.

lütfen, çok mu şey istiyorum ki senden. beni sevmeye devam etmen ve sadece beni sevmeni istiyorum sadece.

az kaldı biliyorum, her şey az kaldı. tek bir şey dışında ve bununla bağlantılı şeyler dışında. hissedebiliyorum, her gece yatarken senin kokunu, senin sıcaklığını yanıbaşımda, burnumun dibinde hissedebiliyorum. senin yerini hep boş bırakıyorum biliyor musun? hem de senin benden istediğin gibi yatarak, sırt üstü.

zaman, az kaldı. dediğin gibi, geçiverdi işte birden bire. ne kadar da kolay öyle değil mi? değil işte… her gece bu odaya girdiğimde, her gece ayakkabılarımı çıkarıp yatağın soluna uzandığımda, her seferinde başımı sağa çevirip gözlerim seni aradığında hiç de kolay olmadı. 4 gün geçti sensiz, hep seni arayarak, hep seni düşünerek, hep seni özleyerek. adam akıllı ne bir şey yedim, ne de uyku uyudum. ve hep yalnızdım biliyormusun. etrafımda yüzlerce insan olsa da yalnızdım, tek başıma olsamda… millet sorup durdu aslında, “2 dkda bir telefonuna niye bakıyosun” diye. bilmiyorlar ki telefonu açtığımda karşıma senin yüzün geliyor. boşver bilmesinler.

boşver bilmesinler bizi, boşver anlamasınlar. bir tek sen anla yeter, bir tek sen bil, bir tek sen iste. herkes istese bile, etrafımızdaki herkes bizi birlikte istese bile bana senin istemen yeter. hem de bir ömür boyu.

ama evet, hissediyorum diyip duruyorum kendi kendime. hissediyorum, çok yaklaştık, çok az kaldı, çok çok az hemde. tek bir isteğim var zamandan, şimdiye kadar hiç bir isteğimi adam akıllı yerine getirmemiş olsa bile. belki acır da bunu yerine getirir diye; o ana kadar zaman öyle hızlı geçsin ki, öyle aniden bitiversin ki sensizlik, öyle hızlıca yaklaş ki bana, bir anda oluversin her şey. bir anda kavuşalım birbirimize, bir anda sadece olalım yalnızbaşımıza, ikimiz, birlikte. ondan sonra yavaşlasın zaman, dursun adeta. öyle güzel günlerimiz olacak ki birlikte, adeta zaman bile “keşke” diyecek “keşke daha önce izin verseymişim bu ikisine”. o bile kıskanacak belki bizi ama varsın o bile kıskansın. biliyorsun, ben herkesi karşıma almaya hazırım, herkesi ve herşeyi. ikimizin yerine de ben üzülürüm, ikimizin yerine de ben ağlarım sen merak etme. yeter ki ikimiz olalım, ‘ikimiz’…

Zakkum dediler geldik =D (Taken with instagram)

Zakkum dediler geldik =D (Taken with instagram)

Emre Pehlivan @near east uni (Taken with instagram)

Emre Pehlivan @near east uni (Taken with instagram)

Taken with instagram

Taken with instagram

evet, sabahın 5’i olmuş ve ben bu yazıyı sırf senin için yazıyorum. başka ne yapacaktım ki zaten… neyi senin için yapmıyorum ki zaten…

bu kadar meraklı olmak zorunda mıydım? diye soruyorum kendime bazen. işte şu an da o anlardan birisi. bok vardı dimi girdim o siteye de baktım. baktım da ne geçti elime? yine üzüntü, yine göz yaşları, yine hüzün, yine yalnızlık, yine titreme, yine aniden gelen üşüme, yine hayal kırıklıkları…

gittiğin günden beri, gözüme uyku girmiyor. 1 saniye bile hemde. bazen boş boş oturuyorum, duvarlara bakıyorum. bazen alıyorum bişiler yazıp yazıp siliyorum. sen dedin diye, sırf sen “eve kapatma kendini” dedin diye çıkıyorum dışarı. hiç bir şey yapasım gelmiyor sensiz. 1 aydır türkiyedeydim, giderken de zorunluluktan istemeye istemeye gittim ve yine zorunluluktan 1 ay kaldım türkiyede. 21 mayıs’ta geldim kıbrısa, senin yanına. koşa koşa hemde. uçaktan iner inmez, eve bile uğramadan sana geldim, hemen seni aradım. o kadar çok özlemiştim ki ben seni. 30 gün olmuştu sanki 30 asır benim için. o yüzden her gün seni aradım durdum.

geldiğimde beni karşılayışın, bana sımsıkı sarılman, öpmen… hala gözümün önünde, hala tenimde, hala dudaklarımda… sonrasında yaşadığımız 2 gün, dolu dolu 2 gün.

2. gün elimi tutuşun… ben, ilk seni adam akıllı gördüğüm günden beri o anı bekledim biliyorsun değil mi? kardeşinin gideceği gün tutmuştun elimi. 5 saniyeliğine belki ama benim için çok uzun bir süre gibiydi. hiç bir şey anlamamıştım bile. olayın şokundayken bırakıvermiştin elimi hızlıca. 2. tutuşunu hiç saymıyorum bile. başka bir eli tutmaya karşı olan alışkanlığından ötürü tuttun elimi sonra da özür dileyip çektin. yıkıldığım anlardan birisiydi o an. ama işte 24 mayısta elimi tutuşun, uzun uzun, hiç çekmeden elini. tüm isteğinle. ve benim elimi tuttuğunu bilerek… işte o mükemmeldi. umarım devam eder ömrümün sonuna kadar.

2. günün gecesi yaptığına ne demeli? gözlerimin içine bakarak, dolu dolu “Seni Seviyorum” demen. her şey üzerine yemin ederim ki; kimse bana “seni seviyorum” dediği zaman bu kadar duygulanmamıştım. kimse bana o iki güzel sözü söylediğinde ağlamamıştım. sımsıkı sarıldım sana. bir daha hiç bırakmamacasına. boşlukta kaybolmaya yüz tutmuş varlığımı 2 kelimeyle, o güzel sesinle öyle bir çekip çıkardın ki oradan. dünyanın en mutlu adamını gördün karşında o esnada.

hala da iddia ediyorum; kimse seni, benim seni sevdiğim kadar sevemez. bunu kendi gözlerinle gördün.

o mutluluğun sabahında da çekip gidiverdin kollarımdan. kendi ellerimle bıraktım seni oraya. millet soruyor; salak mısın sen? böyle yaparak durumu kabullenmiş oluyorsun. diye. hayır ama. anlamıyorlar beni, anlamıyorlar düşündüğümü. ben seni daha fazla görebilmek için geldim seninle. sana daha fazla bakabilmek, seni daha fazla öpebilmek, seni daha fazla sevebilmek, seni daha fazla dinleyebilmek için geldim.

o sabah birlikte ilk fotoğraflarımız çekildi. o sabah bana anlattıkların, bana söylediklerin, konuştuklarımız. çok güzellerdi.

şu an ellerim titriyor. senin yatağında, senin odanda, senin kokunla duruyorum. senin o güzel parmaklarının değdiği tuşlara basarak yazıyorum bu yazıyı. ve sensiz geçen her an “hadi, lütfen artık gel yanıma, lütfen artık sarıl bana, lütfen artık öp beni, lütfen artık elimi tut, lütfen artık gözlerime bakarak “Seni Seviyorum Sezer” de” diyorum içimden ve dışımdan. lütfen…

okula gittiğimde arkadaşlarımızı her gördüğümde bana aynı soruyu soruyorlar; “Selin nerede?” dilim varmıyor söylemeye, dilim varmıyor “yok, gitti” demeye. “nereye” diye soracaklarını biliyorum çünkü. vereceğim cevap üzüyor beni. vereceğim cevap yıkıyor beni. zor tutuyorum kendimi, söyleyiveriyorum. soruyorlar “nereye” diye. bakıyorum yüzlerine ve ardından derin bir iç çekip kafamı çeviriyorum başka bir yere. dişlerimi sıkarak veriyorum cevabı. ve herkes bana aynı şeyi söylüyor biliyor musun? “siz sevgili olun yaa” diyorlar. keşke diyorum, bencede diyorum, tek duam tek dileğim diyorum.

ha bir de her saniye telefonuma bakıyorum biliyor musun? belki mesaj çekersin, belki ararsın diye. ümitle dolu başladığım o kısa an birden bitiyor ve yerini derin bir sessizliğe bırakıyor. sonrasında fotoğraflarımıza bakıyorum uzun uzun. yalnızsam ağlıyorum, milletin içindeysem uzaklaşıyorum o ortamdan. ben seni çok özledim…

gel ve küçük kağıttan gemiyi al yanına artık. gel ve sanki bir tanrıçaymışçasına seninle birlikte sürecek bir ömür bahşet şu mavi kelebeğe. gel artık ve benim için yazılar yaz. gel artık ve benim için hikayeler, masallar, destanlar ol. seni bekliyorum…

ağlıyorum şu an. boğazım acıyor. her şey düğümleniyor, her şey karışıyor kafamda. öznelerimin hepsi sen oluyorsun. yüklemlerim ise hep seninle yaptıklarımız. söylenen her şarkı sanki seni anlatıyor bana. çalınan her bir nota.

gördüğüm herkesi sana benzetiyorum 2 gündür. her koku sanki senin kokunmuş gibi geldi burnuma. her sesi senin sesin sanıp o yöne döndüm. 1 saniyeden kısa süreliğine bile olsa oldu bunlar. sonra durdum ve “Selinim değil, Selinim olamaz.” dedim kendi kendime.

Sabahtan akşama kadar seni hatırlatan şarkıları dinliyorum, hepsine de sanki sen yanımdaymışçasına eşlik ediyorum. sanki seninle birlikte söylüyormuşçasına.

saat: 06:00

hava aydınlandı, kuşlar ötmeye başladı. ben hala yalnızım. tıpkı şu anda yalnız başına öten ve sesiyle tüm sesleri bastıran karga gibi benim de hıçkırığımın sesi odada yankılandı. bir sigara daha yaktım. yanıma baktım, sen yoksun, yalnızım…

sigarayı keşke sadece senden içebilsem ömrümün geri kalanında. ama olmuyor işte. her istediğimiz olmuyor. sanki hayat benim babam ve şımartmamak için her istediğimi yapmıyor. baskıcı bir annem var, adı zaman… o da baskı kuruyor babamın üzerinde ve hiç bir isteğim olmuyor haliyle. ileride olur diyor istedikleri, bırak şimdi alışmasın diyor adeta. ama bilmiyor ki; ya ilerisi hiç olmazsa?

ne güzel geçmişti, ne güzel bitmişti bu aptal şey. tıpkı bir hastalıkmışçasına yeniden başladı. kendi kendime konuşuyorum tekrardan. bravo…

boğazımdan içeri tek bir lokma geçmedi, geçemedi. denedim ama olmadı. seni istiyorum ben yanımda, sonsuza kadar. sadece seni, ve seni sadece…

geliversen bugün benim için olmaz mı? hayallerimi yaşamama izin versen, hayallerimizi yaşamamıza birlikte. seni tanıdıktan sonra hiç bir gün benim için senin hayalin olmadan geçmediki…

keşke diyorum, keşke o salak insanlar olmasaydı hayatımızda. keşke daha önce tanışsaydık seninle, ya da farklı koşullarda. hayatımın ilk keşkesi seninle açığa çıktı, tebrik ederim.

ümitsizliğe kapıldığımda, tutunacak dalım kalmadığında, boşluğa düştüğümde -her seferinde beni kurtardığın o boşluğa- her seferinde ölmek istiyorum. ama yine sen oluyorsun beni hayata bağlayan. seninle ümit ettiğim o geleceğimiz, seninle yaşamayı seçtiğim o hayat, seninle yaşlanmayı, seninle evlenmeyi, seninle çocuk hatta torun sahibi olacağımız o hayat…

işte şimdi de o anlardan birisini yaşıyorum. her saniye zorluyorum kendimi, her seferinde biraz daha fazla. kurtaramadım kendimi bir türlü o histen. belki sen bu yazıyı okuduğun zaman çok geç olacak bilmiyorum. gelip kurtar beni lütfen. ben ölmek istemiyorum. ben yaşamak, aslında seninle yaşamak istiyorum. lütfen gel ve kurtar beni…

earth angel dinliyorum şu an. salakmışçasına, sanki zaten hali hazırda ağlamıyormuşçasına. daha çok ağlıyorum, her notada hıçkırıklara boğuluyorum adeta. zar zor yazıyorum bu yazıyı senin için. sırf senin için yazdığımdan dolayı zorluyorum kendimi. senin için ölümümü bile ertelerim ben. sen iste yeter. yeterki benimle ol, yeterki…

ellerim titriyor. gözlerim hiç bir şey görmüyor gözyaşlarından. ayaklarımdan yukarı doğru bir üşüme geliyor kalbime doğru yavaş yavaş, hissedebiliyorum. nefesim kesiliyor. kalbim sıkışıyor. saç tellerime kadar her yerimde garip, daha önce hissetmediğim bir sızı var. her noktaya bastıktan sonra, her virgüle bastıktan sonra elim bilekliğime gidiyor. birlikte aldığımız, senin taktığın bilekliğe.

sanırım ölümüm yaklaşıyor. saniye saniye. yaydan çıkmış ve hedefine ilerleyen bir ok gibi. ben ölmek istemesem de, senin için yaşamak istesem de olmuyor, engel olamıyorum. senin istemeni bekliyorum, ölmememi istemeni…

az önce belki bir mucize olur da ararsın diye baktım telefonuma, belki dedim. ama olmadı. 2 gündür sesini duyamıyorum, 2 gündür ölü gibiyim. beni unutma demiştim. unutmamışsındır biliyorum. ama lütfen, lütfen bunu en kısa zamanda belli et bana. lütfen…

ölümüm yaklaşıyor ve sen yoksun yanımda. ellerini sımsıkı tutarak, gözlerinin içine bakarak “… to die by your side is such a heavenly way to die” diyememekten korkuyorum Selinim…

Seni her şeyden çok seviyorum Selinim…
Seni herkesten çok seviyorum Selinim…
Seni herkesin sevebileceğinden çok seviyorum Selinim… 

modern talking dinlersem zamanı geri alabilecekmişim gibi bir his var içimde

(Kaynak: iraffiruse, uykudaki-odin gönderdi)

St. Fransua (Taken with instagram)

St. Fransua (Taken with instagram)

Taken with instagram

Taken with instagram